Ahlat Belediyesi

AHLAT TARİHİ

    AHLAT ADININ MENŞEİ

    Ahlat'ın ismi ve kelimenin etimolojik kökeni hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunları sırasıyla inceleyecek olursak;

    1- Ahlat'ın Lat adındaki Rum kralının Daryona adlı kızı Müslümanlar'ın Ahlat'ı fethetmesi sırasında Müslümanlığı kabul etmiş ve babasını da iknaya çalıştığı halde razı edememiş. Bu yüzden de Daryona babasını öldürmüş. Sonra babasına çok üzülerek ah Lat, ah Lat demiş. Böylece Ahlat, ah Lat hecelerinin birleşiminden meydana gelmiştir.

    2- Urartu hükümdarı Lat, Medler'in saldırısına dayanamayınca Ahlat şehri düşer. Hükümdar da ağır yara alır. Babasının başını dizine koyan hükümdarın kızı, ah çekerek ince ince göz yaşı döker. Kızın, ah, lat, ah lat diye yüksek sesle feryadı, Medler'in şehre girmesine kadar devam eder. Urartu hükümdarı hayata gözlerini yummuş, ancak bilmeyerek çok sevdiği bu şehre de ismini vermiştir.

    3- Milattan önce 3 bin yıllarında Hilatos adlı bir kumandan tarafından kurulan Ahlat şehri, adını kumandanın isminden almış ve dilde evrilerek Ahlat'a dönüşmüştür.

    4- Ahlat'ın adı hakkında dördüncü bir görüş ise; tarihte Ahlat'ta çeşitli milletlerin bir arada yaşadığı ve farklı dillerin konuşulduğundan dolayı bu ismin verilmiş olmasıdır. Bu görüşü destekler mahiyette önemli deliller bulunmaktadır. Kaynaklarda Ahlat'ın adı hakkında ilk defa dikkati çeken meşhur seyyah Nasr-ı Hüsrev olmuştur. Tuğrul Bey zamanında Rebiulevvel 438/Kasım 1046 yılında Mısır'a seyahat etmek amacıyla Tebriz'den hareket eden Nasr'ı Hüsrev, Meren yoluyla Hoy şehrine varır ve oradan Van'a Vastan (Gevaş)a ve oradan da Cemaziyelevvelin 18'inde Ahlat'a varır. Burada halkın Arapça, Farsça ve Ermenice konuştuğunu söyler. Nasr-ı Hüsrev bunu belirttikten sonra devamlı şunu ilave eder; “Sanırım ki, bu sebepten o şehre Ahlat adını takmışlar.”


    ESKİ ÇAĞLARDA AHLAT

    Ahlat, sahip olduğu özellikleri nedeniyle tarihin her döneminde önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Şehrin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Urartular zamanında şehir Halads adıyla anılmaktaydı. Ermeniler Ahlat’a Şaleat(şaliat), Süryaniler Kelath, Araplar Hilat adını vermişler, İranlılar ve Türkler ise Ahlat olarak adlandırmışlardır. Ünlü Türk seyyahı Evliya Çelebi ise Ahlat’a “Dar-ı bele” (Oğuz Taifesi Şehri) denildiğini yazmıştır.

     

    Daha öncesi bilinmemekle beraber, M.Ö. IV. binden başlayarak Doğu Anadolu bölgesinde homojen bir kültür olarak varlığı bilinen Asya kökenli Hurriler’in Ahlat ve çevresinde egemen olduğu olduğu kabul edilir. Bu kültüre Erken Hurri Kültürü adı verilmektedir. Bölge, M.Ö. 1500’lerde Asur Devleti’nin bir uç beyliği haline gelmiş ve Asur Kralı I. Salmanassar zamanında M.Ö. 1274’te düzenlenen seferde tahrip ve yağma edilmiştir. M.Ö. 1000 yıllarında Urartular Asurilerin bölgedeki gücünü kırarak M.Ö. 900 yıllarında Ahlat’ı egemenlikleri altına almışlardır.

     

    Ahlat ve çevresi Urartu’lardan sonra M.Ö. VI. Yüzyılda Med, M.Ö. 550’de Perslerin egemenliği altına girdi. Pers hükümdarı III. Dareios, Büyük İskender’e karşı giriştiği savaşı kaybedince bu defa Büyük İskender bölgeye egemen oldu (M.Ö. 330). Büyük İskender’in ölümü üzerine Babil satrabı Selevkos, Ahlat ve çevresini ele geçirdi (M.Ö. 328).

     

    Selevkos Krallığı’nın yıkılmasından sonra M.Ö. 196’da Partlar bölgede hakimiyet tesis ettiler. M.S. II. Yüzyılda Partlar ve Romalılar bölgede mücadele ettiler ve Roma’lılar bölgeyi ele geçirdiler.  Bu defa Romalılar ve Sasanilerin mücadelesi ortaya çıktı ve 395 yılında Ahlat Bizans’ın egemenliğinde kaldı.

     

    TÜRKLERİN AHLAT’A YERLEŞMESİ

    Milattan önceki dönemde Ahlat ve çevresine Türk akınları olduğunu da görmekteyiz.

    Ural–Altay kökenli göçebelerin batı kolunu oluşturan Kimmerler İskitler’den önce bölgeye gelmişlerdir.

    M.Ö. 665’te İskitler Doğu Anadolu’ya girdiler. M.Ö. 609’da İskit Türkleri tüm Urartu ülkesi ile birlikte Ahlat’ı ele geçirdiler. İskit sanatına egemen olan geleneksel bozkır hayvan üslubu, sadeleştirilmiş biçimiyle Ahlat, Van, Bitlis ve diğer doğu illerinin dokumalarında görülmektedir.

     

    M.Ö. 590’dan sonraki Med ve M.Ö. 515-486 yılları arasındaki Pers egemenliğine dair önemli bulgular bulunmamaktadır. Bu nedenle tarihçiler Medler ve Perslerin bu bölgelerde belirli bir dönemde siyasi egemenlik kurmuş olduklarını ama demografik ve kültürel açıdan varlıklarının olmadığını saptamışlardır.

     

    Bütün bu akımlardan sonra Oğuz Türkleri Ahlat’a yerleşmişlerdir. Miladi 217 Yıllarında Türkistan’dan gelen mamık ve Konak şehzadeler Ahlat’ta beylik kurmuşlardır. Önemli bir Türk dalgası M.S. 395’te gerçekleşmiş ve Türkmenler Erzurum, Ahlat ve Malatya’yı ele geçirip Kudüs’e kadar uzandıktan sonra Kafkasya’ya çekilmişler ve 398 yılına kadar bu akınları devam etmiştir.

    Sibir Türkleri ise 515-516 yılında Anadolu’ya girip Kayseri, Konya ve Kastamonu’ya kadar akınlarda bulunarak, Bizans’a ağır kayıplar verdirdiler. Bu ilk Türk göçlerinden Ahlat’ta gerçekleşen yerleşmelere ait maddi bulgular araştırmaya muhtaç konulardır. Ancak bu ilk akınlardan sonra XI. Yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkler Ahlat’ı Anadolu fetihlerinde müstahkem bir üs haline getirmişler ve bu tarihten itibaren Anadolu’da Türkler kesintisiz var olmaya başlamışlardır.


    ARAP EGEMENLİĞİ

    Ahlat, Hz.Ömer devrinde Halid bin Velid tarafından 640-41 yılında fethedilerek, Arap egemenliğine girdi. Ancak Ahlat beyi vergi vermek suretiyle yerinde bırakıldı. Bu fetihler sırasında aralarında ensardan Yemen Valisi Muaz bin Cebel’in oğlu Abdurrahman Gazi ile birlikte 121 kişi şehit oldu. Ahlat’ta halen Abdurrahman Gazi’nin türbesi bulunmakta, türbenin hemen altında var olan eski mezarlıkta ise sahabeden şehitlerin olduğu varsayılmaktadır. Hz. Ömer devrindeki idari yapı Hz. Osman devrinde de devam etmiştir.

    Emeviler devrinde Ahlat bir süre Bizans hakimiyetine girmiş ama yeniden Cezire valiliğine bağlanmıştır. Emevilerden sonra Abbasiler de bölgede egemenliklerini devam ettirmişler, bununla beraber mahalli hanedanlar yerlerinde bırakılmışlardır. IX. Yüzyılın sonlarına doğru Abbasi Hilafeti zayıflayınca, 931 yılında Bizans Ahlat’ı yağmalamış, halktan birçoğunu öldümüştür. Bunun üzerine Ahlat hakimi Ebul Muiz Ahmet Bizans’a bağlanmak zorunda kalmıştır.

    Ahlat, daha sonra Hamdanilerin hakimiyetine girmiş, ama bu hakimiyet kısa sürmüştür. 984 yılında Humeydiyye aşireti hakimiyet kurmuş, 990 yılında ise Ahlat, Ebu Ali b. Mervan tarafından kurulan Mervani Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. 1061 yılına kadar bu egemenlik devam etmiştir. Bu tarihten itibaren fiili yönetim Selçuklu Türkleri’nin eline geçmiştir.

     

    SELÇUKLU EGEMENLIĞI

    Selçukluların Maveraünnehir’de, Karahanlı ve Gazneli Devletlerinin takip ve baskısı altında tutulması, Anadolu’nun yeni vatan olarak seçilmesinin uzak temellerini atmıştır. Nitekim Çağrı Bey 1018’de Van Gölü havzasında bir keşif akınında bulunmuştur. Bu akınlardan sonra Urmiye bölgesindeki Türkler, Ahlat ve Van Gölü çevresine akınlarda bulunarak Bizans egemenliğine son vermiş ve Ahlat, Malazgirt ve Dicle bölgesindeki toprakları fethetmişleridir.  Selçuklular bu akınlarını 1040 Dandanakan daha sistemli hale getirmişlerdir. 1054 yılında Tuğrul Bey tarafından, 1057 yılında ise Çağrı Bey’in emrindeki kuvvetler tarafından Doğu Anadolu’daki Bizans kuvvetleri yenilgiye uğratılmıştır. Türk fetihleri Ahlat, Kars, Ani, Malazgirt, Muş, Erzurum, Kemah, Harput, Malatya ve Sivas’a kadar genişleyerek Bizans’a ağır darbeler indirilmiştir ki, bu hareketler Anadolu’da Türk yerleşmelerinin yolunu açmıştır. 

     

    1063 yılında Tuğrul Bey’in yerine geçen Alparslan zamanında Türkmenlerin önemli bir yerleşim yeri olan Ahlat, Selçukluların bir garnizonu, harekat üssü haline gelmiştir. 1071 yılına kadar Selçuklular Ahlat’ı üs olarak kullanmak suretiyle Bizans’ın Anadolu’daki gücünü kırmışlardır. Bizans İmparatoru Ahlat’ı ele geçirmek için harekata geçmiş ama yenilerek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ahlat’tan çıkan Türk emirleri, Anadolu akınları sonucunda Niksar, Eskişehir, Kayseri, Konya, Afyon, Uşak ve Denizli’yi geçip Marmara kıyılarına kadar uzanmışlardır.

    Türklerin Anadolu akınları, Bizans’ı sürekli baskı altında tuttuğu gibi, Anadolu Türkmen boy ve oymaklarla dolup taşıyordu. Bu duruma bir son vermek ve Türkleri Anadoluda’ki üsleri Ahlat’ı alarak yenilgiye uğratmak isteği ile harekete geçen Diogenes ile Alparslan 1071 yılında Malazgirt yakınlarında savaşmışlar ve Türkler’in kazandığı bu savaştan sonra Anadolu’da Bizans hakimiyeti büyük ölçüde sona ermiştir. Son derece önemli olan bu savaşın kazanılması sırasında da Ahlat üs olarak kullanılmıştır.

    Ahlat’ta bugün eski şehrin merkezi olan ve Ulu Camii’ye yakın minare yokuşu denilen yerden kuzeye doğru çıkan, Çifte Hamam kalıntısının doğusundan geçen ve Kulaksız Mahallesi, Hanik (Çukurtarla) Köyü, Oğuzhan, Karahasan, Aydın üzerinden Malazgirt’e ulaşan yol, Alparslan’ın kullandığı yoldur. Ahlat’ı Malazgirt’e bağlayan en eski yol bu olup, Romalılar tarafından yapılmıştır.

    Bu tarihlerden sonra da Ahlat sürekli olarak çeşitli Türk boylarının yerleşim alanı olmuştur. Kayı Boyu ile birlikte, Ahlat’ta yerleşmiş olan pek çok Türk boylarına ait damgalar, Ahlat’taki taş eserler üzerinde görülmektedir.

    Ahlat Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türklerinin önemli ölçüde yerleştiği bir merkezdir. Karakoyunlu Emir Ali’nin kızı Erzen Hatun’un türbesi Ahlat’ta olduğu gibi, Akkoyunlular zamanında da Ahlat önemli bir merkez haline gelmiştir ve bunun en önemli kalıntısı abidevi Bayındır Kümbeti ve Mescidi’dir.

     

    AHLATŞAHLAR (SÖKMENOĞULLARI) DÖNEMI

    1100-1207 yılları arasında Ahlat merkez olmak üzere Erciş, Adilcevaz, Silvan, Malazgirt, Muş, Van, Muradiye, Gevaş, Eleşkirk, Tatvan, Hani, Erzan ve Tebriz’e kadar olan şehirlere hükmeden Ahlatşahlar, Doğu Anadolu’da kurulmuş olan ilk Türk-İslam beyliklerindendir. Kurucusu olan Sökmen el-Kutbi’nin adıyla anıldığı için “Sökmenliler” denildiği gibi, kurulduğu coğrafi konum dolayısıyla “Ermenşahlar” olarak da bilinen Ahlatşahlar zamanında Ahlat, merkez olması nedeniyle hem ticari hem kültürel açıdan çok gelişmiştir.

    Bu geniş coğrafyada ipek yolu ticaretinde etkin bir rol oynayan Ahlatşahlar, Sadece Van Gölü’nde gemi işletmekle kalmamış, Karadenizde de gemi işleterek doğu-batı ticaretine katkı sağlamışlardır. Ticaret öylesine gelişmiştir ki Ahlat’ın Karadeniz’deki iskelesi Trabzon, Akdeniz’de ise İskenderun limanıydı. Van Gölü’ne o tarihte Ahlat Gölü denilmekte ve Ahlat’tan Van, Tatvan, Gevaş, Erciş ve Adilcevaz’a gemiler işlemekteydi. Ümit Burnu’nun keşfi ve buna bağlı olarak ticaret yollarının değişmesi ile Ahlat önemini giderek yitirmeye başlamıştır.

    Özellikle II.Sökmen devrinde en parlak zamanlarını yaşamış olan Ahlat, sadece ticaret ve kültür hayatında önemli rol pynamamış, özellikle Gürcü akınlarına karşı Doğu Anadolu’nun savunmasında etkili olmuş ve Gürcülerin Aras nehrinden öteye geçmesine izin vermemiştir. Ancak daha sonraları hakimiyette çıkan kargaşalar sonucu Ahlatşahlar giderek güçlerini yitirmiş ve 1207 yılında Ahlat’ın Eyyubiler’in eline geçmesiyle, Ahlatşahlar hanedanlığı da sona ermiştir.

     

    AHLATŞAHLAR SONRASI

    Eyyubilerin kısa bir egemenliğinden sonra Ahlat’ı 1230 yılında Harzemşahlar kontrolleri altına almışlardır. 2.5 sene boyunca Ahlat’ı almak için sürekli harp eden Harzemşahlar, uzun süren bir kuşatma sonucu işgal ettikleri şehirde büyük bir yağmalama harekatı içerisine girmişleridir. Ahlat yağmalanmış ve yakılmış, şehir bir harabeye çevrilmiştir. Daha sonra şehrin yeniden inşasına girişilse  de ancak şehrin kalesinin bir burçu tamir edilebilmiştir.

    Ahlat’ın bu tahrip edilmesi Alaeddin Keykubat ile Celaleddin Harzemşah gibi iki Türk hükümdarını karşı karşıya getirir. Eyyubiler ve Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubat yeniden Herzemşah’lara saldırmışlar ve 1230’da Ahlat’ı bir harebe halinde ele geçirmişlerdir. Önemli bir merkez olan Ahlat Selçuklular tarafından yeniden inşaa edilmeye çalışılmıştır.

    Bu arada Moğollar Anadolu’yu işgal etmeye başlamışlar ve bu önemli merkez tamamen boşalmış ve tahrip edilmiştir. Yıkıcı Moğol istilası ile beraber, 1246 yılında meydana gelen büyük bir deprem, ayakta kalan diğer eserleri yok etmiştir. Bugün Ahlat’ta en eski tarihli eserin 1222 tarihli Şeyh Necmeddin Kümbeti olmasının en önemli nedenlerinden birisi de bu deprem ve bundan sonra 1276 yılında meydana gelen ikinci depremdir.

    1244 yılında İlhanlılar’ın yönetimine giren Ahlat, 1360’dan sonra ise Bitlis hakimlerinin eline geçmiştir. Ahlat daha sonra Akkoyunlu egemenliğine geçmiş ve Emir Bayındır zamanında yeniden eski parlak zamanlarını yaşamaya başlamıştır. Ahlat, Karakoyunlular ve Akkoyunlular zamanında da önemli bir merkez olma niteliğini devam ettirmiştir. İlçede bu tarihlerden kalma önemli kümbet ve türbeler vardır. Bu dönemden kalan en önemli eser Emir Bayındır Kümbeti ve Mescidi’dir.

    Bu dönemden sonra Ahlat, doğuda egemenlik kurmaya çalışan Safeviler ve Osmanlılar arasında el değiştirmekle beraber, en sonunda 1534 yılında Kanuni zamanında Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. Ahlat, önceleri Diyarbakır Beylerbeyliği’ne bağlı Bitlis Sancağı’nın bir nahiyesi iken, 1548’de Van Beylerbeyliği’nin kurulması ile buraya bağlanmıştır.

    1552 yılında Safevi Şah Tahmasp’ın şehri ele geçirip büyük bir katliam ve tahribata uğratılması sonucu 1553’de Kanuni Sultan Süleyman İran seferine çıkmış ve kenti tekrar Osmanlı’ya bağlamıştır. 1555 yılındaki Amasya Antlaşması sonucu Ahlat, Van Beylerbeyliği’ne bağlı olarak Osmanlı’da kalmış ve bu tarihten İran tahripleri sonucunda yıkılmış olan kent Osmanlılar tarafından yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Göl kıyısında inşaa edilen ve Osmanlı Kalesi olarak anılan kale bu dönemden kalmadır. Bu kalede 1571’lerde 54 vakıf dükkan olup yıllık geliri 4.164 akçedir. Bunun dışında şehirde boyahane ve debbağhane, 15 değirmen, 11 bezirhane ve bir de barut imalathanesi bulunmaktaydı.

    13. yüzyılın en büyük merkezlerinden biri olan Ahlat, Osmanlı devrinde eskisine oranla küçülmüş ve önemini kaybetmiştir.

     

    SİT ALANI ÖLÇEĞİNDE ARAŞTIRMALAR

    Sit Alanının Kent Bütünü İçindeki Yeri

    Kültür Bakanlığı tarafından “Dünya Kültür Mirasları”  programı içerisine alınması amacıyla girişimler sürdürülen Ahlat, bu girişim dolayısıyla da anlaşılabileceği gibi, tarihi ve kültürel açıdan son derece önemli bir yerleşmedir. Koruma Amaçlı İmar Planı sınırını oluşturan sit alanları, Ahlat yerleşiminin ortalarında yer almaktadır. Doğu tarafında Ahlat yerleşiminin ana merkezininin sınırlarına dayanmakta, batı tarafında ise Tahtısüleyman mahallesi sınırından Harabeşehir Mahallesini çevreleyerek, Selçuklu Mezarlığının sınırından Tatvan yolunun altına sarkmaktadır

    Tatvan yolunun güneyinde, mevcut olan ve düzlük alanı, eğimli alandan ayıran yol boyunca ilerleyen sit sınırı, Osmanlı Kalesi’ni çevreleyerek sahile kadar uzamakta ve yine kalenin doğusundan Tatvan yolunun kuzeyindeki sınırla birleşmektedir.

    Planlama alanında iki yerde I. Derece Sit Alanı bulunmaktadır. Birinci ve büyük olanı, Eski Kalenin çevresini ve Selçuklu Mezarlığını kapsamaktadır. Diğeri ise Osmanlı Kalesi’ni çevrelemekte ve Tatvan yoluna kadar uzanmaktadır. Osmanlı Kalesi’nin içi Kentsel+Arkeolojik Sit Alanı olarak tespit edilmiştir. Bu alanların dışında kalan bölgeler ise III. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak belirlenmiştir. Sit alanlarının büyüklükleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.
     

    Sit Alanı Çeşitleri ve Büyüklükleri

    Sit Alanı Türü

    Alanı (ha)

    I. Derece Arkeolojik Sit Alanı (H.şehir)

    130.76

    I. Derece Arkeolojik Sit Alanı (Os. Kalesi)

      15.03

     

     

    I. Derece Arkeolojik Sit Alanı Toplamı

    145.79

    Kentsel+Arkeolojik Sit Alanı

        8.74

    III. Derece Arkeolojik Sit Alanları

    177.50

    Toplam

    332.03

     

    Özellikle planlama alanının doğu kesimde bulunan III. Derece Sit Alanı, Ahlat’ın gelişme aksı üzerinde bulunmaktadır. Aynı şekilde Osmanlı Kalesi’nin batısında bulunan düzlük alandaki sit bölgesi de özellikle kente yeni göçmekte olan nüfusun baskı altında tuttuğu bir alandır. Bu bölge aynı zamanda 1. Derece tarım toprağı olmasına rağmen, halk kentin içerisinde kalmış bu bölgede tarım yapmamakta ve yavaş yavaş yapılaşmaya başlamaktadır.

    Tahtısüleyman Mahallesi’nde bulunan batıdaki III. Derece Sit Alanları, bölgenin sit alanı dışında kalan kısımlarından ayrıştırılamayan, diğer alanlara oranla küçük ve parçalı bir alandır.

     

    Tescilli Yapılar ve Sivil Mimarlık Örnekleri

    Tarihi gelişim bölümünde değinildiği üzere Ahlat çok eski zamanlardan beri önemli bir yerleşme olmuştur. Özellikle Ahlatşahlar döneminde ve daha sonra Selçuklular zamanında bölgesinin kültür, sanat ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Birinci derece deprem bölgesinde olması ve bölgeyi hakimiyet altına almak amacıyla düzenlenen akınlar sonucu, defalarca çok ciddi yıkımlar görmesine karşın ilçe, hala oldukça zengin bir tarihi mirasa ve eserlere sahiptir. Bu nedenle Ahlat’ın eski merkezi olan Harabeşehir Mahallesi civarı ve Kale Mahallesi’ndeki Osmanlı Kalesi civarları arkeolojik sit alanı olarak tescillenmiştir.

    Mezar taşları üzerindeki kitabelerden şeyh, vali, kadı, alim, fakih vb. isimlere rastlanması Ahlat’ın kültür tarihine ışık tutmaktadır. Beldeye “Kubbetül İslam” denilmesi, Ahlat’ın bu sıfatı taşıyan Belh ve Buhara ile mukayese edilmesini gerektirir. Kaynaklarda pekçok Ahlat’lı alimin isimlerine rastlanıldığı gibi, Anadolu’daki birçok Selçuklu abidesinde de Ahlat’lı sanatkarların imzalarına rastlanmaktadır. Mezarlıkları da Ahlat’ın 13. Asırdaki büyüklüğünü ve nüfus yoğunluğunu göstermektedir.

    Yerleşmenin en önemli özelliklerinden birisi de, yöre halkının inşaa ettikleri yapılarda yöreye ait Ahlat taşını kullanmalarının sonucu olarak, Ahlat tümüyle otantik, tarihi eserlerle uyum içerisinde gelişmiş bir dokuya sahip olmuştur.

    Planlama alanını oluşturan sit sınırları içerisinde yer alan tescilli yapılar, mezarlıklar, kümbetler, cami ve medreseler, köprüler, türbeler, kaleler, hamamlar vb. tarihi eserlerdir. Bunların yanısıra Osmanlı Kalesi içerisinde yer alan ve halihazırda konut olarak kullanılmakta olan sivil mimarlık örnekleri de tescilli binalar içerisinde yer almaktadırlar. Bu tescilli taşınmaz kültür varlıklarının dökümü ve  haklarında detaylı bilgiler aşağıda verilmiştir. Planlama alanı dışında yer alan tescilli eserler bu çalışma kapsamında olmadığından, haklarında bilgi verilmemiştir.

    Orta Asya’da önemli bir mezar geleneğine sahip olan Türkler, bu geleneği gittikleri her yere taşımışlardır. Eski Türklerde “Kurgan” tipindeki mezarların yerini zamanla yeni etkilerle abidevi ve süslü taş mezarlar almışlardır. Ahlat’taki mezar taşları, Orhun Abideleri’nin İslamlaşmış şeklidir diyebiliriz. Bu mezarlıklar; Ahlatşahlar, Eyyübiler, İlhanlı ve Osmanlı dönemine aitlerdir. Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı Ahlat’taki mezarların tasnifini; “Çatmalı Lahitler, Şahidesiz Prizmatik Sandukalar, Şahideli Mezarlar” olarak yapmıştır.

    Mezar taşları, iktisadi zenginliğin arttığı dönemlerde abidevi ölçülerde ve çok süslü olarak yapılmıştır. Refahın azaldığı dönemlerde ise ölçülerde küçülme ve nitelik olarak basitleşme ortaya çıkmıştır. Halk arasında itibari yüksek kişiler ile idari bakımdan üst düzey yöneticilere de abidevi ölçülerde anıt mezarlar yapılmıştır.

     

    Eski Türklerde Bengü taş denen mezar taşlarına, ölen kimsenin adı, ünvanı, memuriyeti, yaşı ve kahramanlıkları yazılardı. Bunun en belirgin örneği Orhun Abideleri’dir. Ahlat mezar taşlarında da ölen kişinin biyografisi, ayet kuşakları, ölümü hatırlatan ayet ve şiirler, mezar taşını işleyen sanatkarın isminin yeraldığı sanatkar kitabesi, geometrik şekiller, bitki motifleri, rumi palmetler ve Türk süslemeleri yer alır.

                 Türk-İslam sanat geleneğinin bir dalı olan mezar taşı süslemelerinin en güzel ve abidevi örneklerini barındıran Ahlat mezarlıkları, tarihi, kültürel açıdan sahip olduğumuz en önemli miraslarımızdandır. Buna rağmen mezar taşlarının yeterince bakımının yapılmaması nedeniyle yer yer yosun bağlamalar ve yıpranmalar oluşmaktadır.

      Ahlat’ın gerek kültür, sanat ve ilim ve gerekse iskan sahası olarak büyüklüğünün, sadece mezarlıklarına bakarak tahmin etmemiz mümkündür. Mezar taşlarının abidevi ölçüleri, sanduka ve şahideler üzerinde görülen çeşitli tezyini şekiller, figürler, semboller, manzum veya mensur edebi metinler, ayetler ve nihayet sanatkar kitabeleri ile sanat ve kültür çevrelerinin dikkatini çekmektedir. Boyları dört metreye yaklaşan şahideler Anadolu’da Orta Asya sanat geleneğini devam ettirirler. Bazı şahideler, üst kısımlarında görülen çift başlı ejder motifleri ile VIII. Asır Orta Asya Orkun stellerine benzemektedir. Ahlat’lı sanatkarla Orkun stellerinin yalnız ölçülerini değil, motiflerini de burada tatbik etmişleridir.  Mezar taşlarından yirmibir sanatkarın ismini öğreniyoruz. Ayrıca bu sanatkarların secerelerini ve aralarındaki lonca teşkilatını da tesbit edebiliyoruz. Bunlardan bazılarının imzalarına mimari abidelerde de rastlamaktayız.

    Ahlat Koruma Amaçlı İmar Planı kapsamı içerisindeki mezarlıklar şunlardır :

     

    -Selçuklu (Meydanlık) Mezarlığı:

    Bu mezarlıkta bin kadar mezar taşı ile beraber, halen yedi tanesi meydana çıkmış olan ve halkın “akıt” dediği tümülüs tarzındaki mezarlar bulunmaktadır. Ahlat mezarlıkları içinde Selçuklu (Meydanlık) Mezarlığı en büyüğü olup, alanı 21 ha.’dır. En önemli mezar taşları ve en ünlü sanatkarların eserleri bu mezarlıktadır.

    XII. Asır başından XVI. asra kadar tarihlenen mezarlar bulunmaktadır. Mezarlık müzenin hemen arkasındadır ve en iyi korunan mezarlıklardandır. I. ve III. Derece Sit Alanları içerisinde yer almaktadır.

     

    - Kayı Mezarlığı:

    Osmanlı Kalesi’nin kuzeydoğusunda bulunan bu mezarlıkta işçilik bakımından önem taşımayan, birbirine benzeyen Osmanlı devrine ait mezartaşları bulunmaktadır. I. Derece Sit Alanı içerisinde yer almaktadır.

     

    - Tahtısüleyman Mezarlığı:

    Karaşeyh Mezarlığı olarak da bilinir. Hasan Padişah Kümbeti’nin de yer aldığı bu mezarlıkta, Meydanlık Mezarlığı’na oranla daha sade işlenmiş mezar taşları mevcuttur. XIV. asra ait birçok abidevi mezar taşı vardır. I. Derece Sit Alanı içerisinde yer almaktadır.

     

    - Kale Mezarlığı:

    Bu mezarlığın bulunduğu sahaya “Kayalı” denmektedir ki bunun “Kayı”’dan geldiği tahmin edilmektedir. Burada bulunan eski bir mezarın Kayılar’ın atası Kaya Alp’e ait olduğu söylenmektedir. Bu mezarlıkta işçilik bakımından önem arzeden mezar taşları bulunmamaktadır. I. Derece Sit Alanı içerisinde yer almaktadır.

     

    - Harabeşehir Mezarlığı:

    Eski şehrin merkezinde yer alan Harabeşehir’de bulunmaktadır. Bu mezarlıkta iki “akıt” ile birlikte sade mezarlar yer alır. I. Derece Sit Alanı içerisinde yer almaktadır

     

    Akıtlar

     

     

    Tümülüs tarzındaki eski Türk mezarları olarak nitelenen ve halkın “akıt” dediği bu yapılar, taşla inşaa edilmiştir. I. Dünya Savaşın’nda define bulmak amacıyla Ruslar tarafından gelişigüzel açılarak tahrip edilen akıtlardan onüç tanesi temizlenerek meydana çıkarılmıştır. Akıtlar değişik tipler gösterir. Bir kısmı içiçe üç oda, bir kısmı yanyana iki yapı niteliğindedir. Kare, dikdörtgen ve dairevi planda olan yapıların bazılarının üstü tonozla örtülü, bazıları ise toprakla doludur. Bir veya içiçe iki-üç odadan oluşan, içeriden değişik tonozlarla, dışarıdan ise düz şekilde örtülmüş, iç mekanlar küçük mazgal pencereleri ile aydınlatılmış mezar odalarıdır. Bu tip mezarlar daha çok aile mezarları olarak inşa edilmişlerdir.
     

    Akıtlar Orta Asya, Kuzey Hindistan, Kuzeydoğu Çin ve Moğolistan’da görülen bu tip mezarların ve stupların Anadolu’daki devamıdır. Daha çok Orta Asya kökenli bu mezar tipleri Türkmen göçleri ile Anadolu’ya taşınmıştır. Ahlat’taki kümbetlerin alt kısmına konulan cesetlerin mumyalaşmış oldukları yazılı kaynaklardan bilinmektedir. Bazı akıtlarda da mumyaların bulunduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Fakat akıtların tahribi ve yıkılmaları sırasında bu mumyalar da bozulmuş ve dağılmışlardır.
     

    Kümbetler

    Ahlat kümbetleri şekil olarak, Türklerin eski hayatında önemli bir yer tutan Türk çadırlarını andırmaktadır. Bu bakımdan kümbetleri çadır geleneğinin mimariye aktarılmış şekli olarak görmek mümkündür.  Hemen hemen bütün kümbetlerin mezar odalarının kapıları doğuya bakmaktadır. Bu doğunun aydınlığı ifade etmesinden kaynaklanmaktadır.

     

     

    Anıt mezar mimarisi eski Türklerde “kurgan” olarak gelişmiştir. Kümbet mimarisi ise XI. asırda Selçuklularla başlamakta ve Horasan’dan Anadolu’ya kadar Türklerin yayılma alanlarında görülmektedir. İslam sanatı ve mimarisine kümbet mimarisini kazandıran Türkler olmuşlardır.

    Ahlat kümbetleri, genel olarak iki katlıdır. Alt kat üst köşeleri pahlanarak tepesi kesik bir kare piramit biçimindeki kaide kısmıdır ve içinde mumyalık denilen yine kare planlı, üstü tonozlu bir odayı ihtiva eder. Mumyalığın zemini taş döşeli olup bazılarında döşeme seviyesinden yükseltilmiş taş şekiller mevcuttur. Bunlar mumyalanmış cesetlerin konulduğu yerlerdir. Dışarıdan merdivenle inilerek küçük bir kapı ile girilen mumyalıklar, karşılıklı iki veya daha fazla mazgal pencere ile aydınlatılmış ve havalandırılmıştır.

    Üst katlar içten kubbe dıştan pramit şeklinde külahla örtülmüştür. Alt kare kaidenin köşeleri üçgen şeklinde kesilmek suretiyle çok köşeli kasnaktan silindirik veya çokgen planlı gövdeye geçilmiştir. Kaidelerin üst hizasını profilli bir tezyinat şeridi kuşatmakta ve bundan sonra iki taraflı basamaklarla çıkılan silindirik veya prizmatik üstü kubbeli bir mescit yeralmaktadır. Bu hacimlerin zemini taş döşemeli olup, giriş istikametine göre aksiyal olarak tertiplenmiş büyükçe alt ve kubbe eteğine yakın hizada mazgal şeklinde küçük üst pencerelerle aydınlatılmıştır. Genellikle bu üst katta bir mihrap nişi bulunur veya alt pencerelerden biri mihrap istikametinde açılmıştır. Kümbetlerin gövdeleri dıştan profilli çerçevelerle birbirinden ayrılmış dikdörtgen veya üstü kemerli büyük panolarla süslenmiştir. Bu panoların ortasında yer alan üstü mukarnaz kavsaralı kapı ve pencerelerin etrafını tezyinet şeritleri kuşatmaktadır. Gövdenin üst kısmı yine tezyini kuşaklar ve ayet şeritlerinden sonra mukarnaslı bir silme ile konik ve pramidal külah kaplamasına bağlanmaktadır. Bir çok kümbette külah örtüsü de kabartma kordonlarla dekoratif şekiller meydana getirilecek biçimde süslenmiştir.

     

    Gazneli, Karahanlı ve Büyük Selçuklu sanatının etkilerinin görüldüğü Ahlat kümbetleri, Selçuklu, İlhanlı Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerini kapsar. Kümbetlerin mezar odaları mazgal delikleri, üst mekanlar pencere ile aydınlatılmıştır. Süslemelerde gövde bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Ahlat kümbetlerinde temel yapı malzemesi Ahlat taşıdır. Ahlat taşı, dayanıklılığı ile hem kümbetlerin günümüze kadar ulaşmasında en önemli paya sahiptir, hem de yörenin otantik havasını kümbetlerin mimarisine aksettirmiştir.

     

    Süslemelerde palmet ve rumi, sekizgen geçmelerden meydana gelen dörtlü düğüm motifi, geometrik şekiller, geometrik friz çerçeveler, nişler, mukarnaslar, yıldız geçme sistemleri, halkalanan altıgenler ve ayet kuşakları önemli bir yer tutar.

     

    Ahlat Koruma Amaçlı İmar Planı kapsamı içerisindeki kümbetler şunlardır:

     

    - Bayındır Kümbeti:

    Görkemli Meydanlık Mezarlığı’nın kuzeyinde bulunmaktadır. Bulunduğu yer Ahlat’ın eski merkezi konumundadır. Kümbet; tarzı, mimarisinin zerafeti ve abidevi ölçüleriyle Ahlat’ın simgesi durumuna gelmiştir ve sadece Ahlat’ta değil Anadolu’daki kümbetlerin en dikkate değer olanlarındandır. Gövdesinin üst kısmını kuşatan kitabesinde 1481’de Rüstem Bey oğlu Bayındır için yapıldığını göstermektedir. Emir Bayındır, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın torunu Rüstem Bey’in oğludur.

    Silindirik gövdesinin doğu, güney ve batı tarafları alçak korkuluk duvarın üstünde bulunmaktadır. Küçük kemerciklerle birbirine bağlanan mukarnas başlıklı, kalın ve kısa sekiz adet taş sütun sırası ile bir revak görünüşündedir. Sütun kaidelerinin altına isabet eden duvar yüzlerine mukarnaslı nişlerin açılmış olması ve bunların kıble yönündekilerinin dıştan sivri kemerli müzeyyen bir pano, içten ise mukarnaslı küçük bir mihrabiye şeklinde işlenmiş olması kümbete ayrı bir özellik katmaktadır. Portalın açıldığı gövdenin kuzey tarafı masif olup, bu kısmın tezniyatı diğer kümbetlerinkine benzemektedir.

     

    Bayındır kümbeti, kare kaide üzerinde, sütunlar ve kemerlerle güneye açılan silindirik gövde, dışarı doğru taşan basık konik külahlarıyla, diğer kümbetlerden ayrılır. Mezar odası beşik tonozla örtülmüştür. Kare kaideden onikigen kasnakla silindirik gövdeye geçirilmiştir. Kubbe dıştan basık konik külahla örtülmüştür.

     

    - Usta Şakirt Kümbeti:

     

    Tatvan’dan gelirken ilk karşılan kümbettir. Ahlat’taki, hatta Anadolu’daki kümbetlerin en büyüklerinden olan bu muhteşem mezar anıtı, Kale mahallesinin batısında yer almaktadır. Kümbetin dış cephelerini süsleyen ve mimari ölçülerine uygun tezyinatı başlıca özelliğidir. Kitabesi olmadığında yapılış tarihi ve kime ait olduğu bilinmemekle beraber, mimari ve tezyini özellikleri nedeniyle XIII. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.

    Çok güzel bezemelerle süslenmiş olan bu kümbetin mezar odası aynalı tonozla örtülmüş olup, kare kaideden onikigen kasnakla silindirik gövdeye geçilmiştir. Üst mekan içten kubbe, dıştan konik külahla örtülmüştür. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Çifte Kümbetler:

    İkikubbe Mahallesi’ne giden yol üzerinde bulunan bu kümbetler, mahalleye de adını vermişlerdir. Kümbetler, Hüseyin Timur-Esen Tekin ve Boğatay Aka-Şirin Hatun için yapılmışlardır. Her iki kümbet de kare kaideden silindirik olarak yapılmışlardır. Kümbetler içten kubbe, dıştan konik külahla örtülmüşlerdir.

    Boğatay Aka-Şirin Hatun Kümbeti 1281 yılında yapılmıştır. Mescit duvarlarını süsleyen rozetler ve tavus kuşu resimleri, güneye bakan pencerenin etrafında bir mihrabiye çerçevesi teşkil eden orijinal kalem işlemeleri ve duvarda dolaşan ayet bordürü bu kümbetin tezyini özelliğidir.

     

    Hüseyin Timur-Esen Tekin Kümbeti ise diğer kümbetin hemen batısında yer almaktadır. Benzer özellikleri taşıyan bu kümbetin mescit kısmı duvarlarının Bursa Kemeri biçiminde sathi nişlerle süslenmiş olması ve mumyalık kısmının güney duvarında sivri kemerli bir niş bulunması, diğer kümbetten ayırıcı özelliğidir. Her iki kümbet de III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Emir Ali Kümbeti:

    İkikubbe mahallesinde, ana yolun kenarındaki bir mezarlıkta yer almaktadır. Kısmen kırık olan kitabesinde okunan Emir Ali ismi dolayısıyla bu isimle anılan kümbetin hangi tarihte inşa edildiği bilinmemekle birlikte, mimari özelliklerine bakılarak, XII. yüzyıl ile XV. yüzyıl arasında yapıldığı düşünülmektedir.

    Alçak bir kasnağın taşıdığı kare planlı kümbet, tek katlı olup, doğu tarafındaki bir kapıdan, etrafı alçak duvarlarla çevrili avluya girilir.

    Türbe kısmı sivri bir kemerle eyvan şeklinde öndeki küçük avluya açılır. Kümbet içten kubbe, dıştan piramital külahla örtülmüştür. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Mirza Bey Kümbeti:

    İkikubbe Mahallesi’nde ana yolun kenarında, Yeni Cami’nin hemen yanında yer  almakta olan bu kümbet, 1967 yılında çok büyük bir onarım geçirmiştir. Tek katlı kümbetin iç mekanı kubbe, dıştan kare prizma gövdesinin üzerinde pahlarla yükselen piramidal külahla örtülmüştür. Diğer kümbetlerden ayrı bir mimari özellik taşır. Mimari  özellikleri ve sade süslemeleriyle XV. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Hasan Padişah Kümbeti:

     

     

                Tahtısüleyman Mahallesi’ndeki Karaşeyh Mezarlığı yanında bulunan kümbetin kitabesinden, 1275 tarihinde Mahmut oğlu Hasan Ali Aka için yapıldığı anlaşılmaktadır. Yakın senelerde restore edilerek bugünkü halini alan kümbet, özellikle inşa edildiği yer bakımından çok özelliklidir. Ahlat’ın pek çok yerinden görülebilen bu kümbet gerek plan, gerekse tezyinatı açısından Usta Şakirt Kümbeti’ne çok benzemektedir ve anıtsal bir görünüm arzetmektedir. İki katlı kümbetin mezar odası manastır tonozu ile örtülmüştür. Silindirik gövde içten kubbe, dıştan konik külah ile örtülmüştür. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Alimoğlu Hurşit Kümbeti:

    Tahtısüleyman Mahallesi’nde Hasan Padişah Kümbeti’nin kuzeybatısında, bahçe içirisinde bulunan bu kümbetin, gövdesinin üst kısmı yıkılmıştır. Mezar odası aynalı tonozla örtülmüş olup, onikigen kasnakla silindirik gövdeye geçilmiştir. Kitabesi olmadığından XIII. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen kümbet, Boğatay Aka Kümbetine benzer özellikler taşımaktadır. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Anonim Kümbet I:

    Çifte kümbetin batı yakasındaki bahçe içinde bulunan sade planlı bu kümbetin kitabesi bulunmamaktadır. Mimari özellikleri ile Mirzabey Kümbetine benzeyen yapının genel karakterinden, XIV yüzyıl sonlarında yapıldığını anlaşılmaktadır. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Anonim Kümbet II (Keşiş Kümbeti):

    İkikubbe Mahallesi’nde bahçeler arasındaki bu kümbetin, XIV. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Kare planlı gövdenin üst köşelerinden onikigen kasnağa geçirilmiştir. Kümbet içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülmüştür. Tek katlı olan kümbetin mescidi, devrinin kalem işi nakışları ile süslüdür. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Anonim Kümbet III:

    Hasan Padişah kümbetinin hemen kuzey yanında bulunan ve sadece kaide kısmı sağlam kalmış bu kümbetin üst kısmı bulunmamaktadır. Tarzına bakılarak XIII. yüzyıl sonlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    Ahlat’ta bu kümbetlerden başka kümbetler de olduğu eski kayıtlardan ve şehrin muhtelif yerleri ile mezarlıkları içinde bulunan bazı kalıntılardan anlaşılmaktadır.

    Türbeler

    Abdurrahman Gazi Türbesi;

    Ahlat’ın eski türbelerinden günümüze kadar sağlam kalmış iki örnek mevcuttur.  Ayrıca günümüzde yapılmış olan Abdurrahman Gazi Türbesi bulunmakla beraber, bu türbe planlama alanı dışında olduğu için burada incelenmeyecektir.
     

    - Dede Maksut Türbesi:

    İkikubbe Mahallesi’nde Emir Ali Kümbeti’nin karşısında eski bir mezarlıkta bulunmaktadır. XVI. yüzyılda yapılmış, çok sade bir yapıdır. Kare planlı türbe, içten tonoz, dıştan düz bir çatı ile örtülmüş olup, güneye bakan bir pencere ile aydınlanır. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    -Şeyh Mehmet Türbesi:

    Muhtemelen aynı dönemde yapılmış ve Şeyh Mehmet’e ait olduğu belirtilen türbe, Tahtısüleyman Mahallesi’nde caminin yanında, bir mezarlığın kenarında bulunmaktadır. Üstü yıkılmış, dikdörtgen prizma şeklinde basit yapıda bir türbedir. Bu türbe tescilli değildir ama hemen yanında bulunan mezarlıkta bulunan akıt tescillidir. III. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

    Cami ve Mescitler

    - Ulu Cami:

    Tarihi belgelerde adı geçen ama nerede olduğu bilinmeyen bu caminin kalıntıları 1972 yılında yapılan kazılar sonucu çıkarılmıştır. Emir Bayındır Mescidi’nin batısında yer almaktadır. Caminin kuzeybatı köşesinde evvelce çinilerle süslü olan taş minaresinin sekizgen planlı kaidesi, kuzey cephesinde mukarnaslı mihrabiyelerinden ve batı duvarındaki müzeyyen çerçeveli kapılarından biri meydana çıkarılmıştır. Caminin kuzeyinde imarethane olduğu tahmin edilen bir yapı mevcuttur. Caminin kuzeydoğusunda minaresinin kaidesi ortaya çıkarılmasına rağmen, planı netlik kazanmamıştır. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Bayındır Mescidi:

     

    Bayındır Kümbetinin hemen yanında bulunan mescit, 1477’de Rüstem oğlu Bayındır Bey tarafından yaptırılmıştır. Üstü içten tek bir beşik tonozla örtülmüş  mescidin girişi, sivri kemerli bir eyvan şeklindedir. Dikdörtgen planlı , sade bir yapıdır. Kare planlı asıl mekan içten sivri beşik tonozla, dıştan düz çatı ile örtülmüştür. Mescidin güney duvarında dışarıya taşan ve üzeri yarım pramidal külahla örtülmüş, derin mihrap nişi yer alır. XV. Asrın karakteristik ve mahalli motifleriyle, fakat oldukça sade bir şekilde süslenmiştir. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    - Kadı Mahmut Cami:

    Kale mahallesinin güneyinde, Osmanlı Kalesi’nde dış surlar içerisinde yer alan bu caminin kitabesinden 1584 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Kare planlı cami sade bir tarzda yapılmıştır. Ana mekanın kuzeyinde üzeri küçük üç kubbeyle kapatılan ve üç kemerle avluya açılan son cemaat yeri bulunmaktadır. İç mekan doğu ve batı duvarlarında üç, kuzey ve güney duvarlarında ikişer pencere ile aydınlatılmaktadır. Mihrap nişi dışarı taşmış ve beş cephelidir. Caminin kare plandan kubbeye geçişini sivri kemerli tropmlar sağlar. Iç kubbeyi sekizgen kasnak üzerinde yükselen pramidal çatı kapatır.

    Harim kubbesinin dıştan yüksek kasnaklarının pramidal bir taş külahla örülmüş olması, mihrap nişinin güney cephede poligonal bir çıkıntı teşkil etmesi mahalli özelliklerdendir. Portalin ve yanlarındaki mihrabiyelerin etrafını çevreleyen geometrik motifler, yine Ahlat’ın eski mimari geleneklerini aksettirir. Caminin yapımında sadace kesme taş kullanılmıştır. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.
     

    - İskender Paşa Cami:

    Osmanlı Kalesi’nde Kadı Mahmut Cami’nin yanındaki bu cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinde 1564 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Cami kare planlı, harimi köşe tromplarıyla duvarlara oturtulmuş tek bir kubbe ile örtülü, kuzeyde yan duvarların uzantısı ile sınırlandırılmış üç kubbeli bir son cemaat mahalli ve kuzeybatı köşesinde öne doğru bir çıkıntı yapan bir mimaresi olan, klasik Osmanlı mimarisi tarzında bir mabeddir.

    Altta on, üstte dört ve kubbe eteğinde sekiz pencere ile aydınlatılmaktadır. Duvarları iki renkli kesme taş, kubbe ve tromplar tuğla ile örülmüştür. Caminin kuzeybatı köşesinde kare kaideden, onikigen kasnakla silindirik gövdeye geçilen minaresinin külah kısmı sonradan yapılmıştır. Sade görünüşlü bu caminin minaresinde ve mihrabında tezyinat vardır. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    Kaleler:

     

    - Eski Kale:

    Kalenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Henüz Urartu dönemine ait bir kale bulunmadığından, kalenin Urartular tarafından da kullanıldığı düşünülmektedir. Kale Harabeşihir Mahallesi’nde bir kayalık üzerine inşa edilmiştir. Bu kayalık, Tahtısüleyman, Harabeşehir ve İkikubbe mahalleleri arasındaki çukurlukta bir ada gibi yükselmektedir. Bu kalenin geçmişi Roma devrine kadar uzanır. Daha sonra Bizans ve İslam dönemlerini yaşayan kale, Türklerin Anadolu’ya girmeleriyle bir harekat üssü haline gelmiştir. Selçuklular zamanında tamir edilen kale, Ahlatşahlar döneminde ise güçlendirilerek ve genişletilerek yeniden yapılandırılmıştır. Ancak, Harzem, Moğol ve İran saldırıları sonucunda büyük ölçüde tahrip edilen kalenin izlerini tam olarak tesbit etmek mümkün değildir.

    İç kale kuzey ve güney uçlarından Harabeşehir, İkikubbe ve kısmen Meydanlık Mezarlığı’nı da çeviren bir sur duvarı ile birleşiyordu. Eski iç kale, depremler ve istilalar yüzünden zamanla harap olmuş ve meskun mahallaleri terkedilmiştir. Bugün kalenin bulunduğu kayalık üzerinde bazı duvar kalıntıları, eteklerinde  de bazı mağara ve evlerden başka bir şey kalmamış gibidir. Eski Ahlat kentinin merkezini kuşatan surlardan ise, bazı duvar parçaları ve silindirik bir burç kaidesinden başka bir iz görülmemektedir. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.
     

    - Osmanlı Kalesi:

    İsmini verdiği Kale mahallesi’nde bulunan kale, eski kalenin güneydoğusunda, Van Gölü sahilinde bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı kale içinde Osmanlı dönemine ait iki cami ve bir de harap hamam bulunmaktadır. Ortada yer alan ve davulhane denilen küçük bir iç kalenin etrafını üç taraftan çeviren surlarla kale içi iki kısıma ayrılmıştır.

                 Kalenin kapılarındaki kitabeler, bu yapının eski kalenin harap olmasından sonra şehri gölden gelecek hücumlara karşı korumak amacıyla, Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran seferinden sonra inşa edildiği ve daha sonra Kanuni Sultan Süleyman tarfından genişletildiği anlaşılmaktadır. Yeni kalenin duvarları kısmen sağlam olup, surların dışında ve kaleyi kuşatan hndekten ve göl kenarında olduğu bilinen rıhtımdan iz kalmamıştır. Göl kıyısındakı kayıkhanede bulunan harp kayıkları göl tarafından kalenin güvenliğini sağlarlardı. Osmanlı Kalesi sınırı içerisindeki alan, Kentsel+Arkeolojik Sit Alanı’nı oluşturmaktadır.
     

    Hamamlar

    Eski Ahlat şehrinin hamamlarının hemen hepsi bugün toprak altında kalmıştır. Yapılan çalışmalar sonucu, sayılarını çok olduğu tahmin edilen hamamlardan sadece iki tanesi çıkarılabilmiştir. XIV. asra ait olduğu tahmin edilen hamamlardan biri, eski iç kalenin doğusundaki çukurlukta bir bahçede bulunmaktadır. Büyükçe bir kubbe ile örtülü sekizgen planlı bir sıcaklık etrafında kubbeli halvetlerden ibaret bir kompozisyona sahip olan bu hamamın doğusunda tonozlu bir su deposu ve külhanı yer almaktadır. Kubbeler duvarlara mukarnaslı köşe bingileriyle oturtulmuş, halvet kapıları da yine mukarnaslarla süslenmiştir. Hamamın duvarları, kubbe ve tonozları ile zemini sıvalıdır.

    XIII. asırdan kaldığı tahmin edilen diğer hamam ise, Ulu Cami’nin kuzeydoğusunda ve eski şehri kuşatan surun kalıntıları dışında meydana çıkarılmaya başlanmıştır. Çifte hamam olduğu anlaşılan bu yapının üst örtüsü ve bir kısım duvarları mevcut değildir. Ancak bazı halvetlerin sivri kemerli kapıları, yine sivri kemerli nişler içine alınmış kurnaları ve iç duvarları ile zemini kaplayan sıvaları görülebilmektedir. Bu hamam ısıtma tertibatı, su şebekesi ve yıkanma locaları ile önemli bir mimari yapıya sahiptir.

    XVI. asırda kuzeydeki cami ile birlikte inşa edilmiş olan, Kale Mahallesi’nde İskenderpaşa Cami yakınındaki Osmanlı döneminden kalma İskenderpaşa hamamı ise kısmen toprağa gömülmüş ve büyük ölçüde tahrip olmuş durumdadır. Tüm hamam kalıntıları I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    Köprüler:

     

    1164 yılındaki bir yangından sonra Ahlatşahlar döneminde kentin yeniden inşasına gidilmiş ve bu sırada pek çok köprü de yapılmıştır. Ama günümüze bu köprülerden hiçbiri ulaşamamıştır. Şu anda ayakta olan tek köprü Akkoyunlular döneminde XV. Yüzyıl sonlarında yapılan ve Harabeşehir’de Kes Deresi üzerinde bulunan Bayındır Köprüsü’dür. Tek gözlü, kesme taştan yapılan köprü, devrinin mimari özelliklerini taşıması nedeniyle önemlidir. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.
     

    İmalathane:

    Ulu Cami’nin kuzey batısında ve bir kale duvarı gibi yükselen bir taş duvarın gerisinde yapılan hafriyat, burada alt katı bir imalathane (belki bezirhane veya yağhane) olarak kullanılmış bir yapının varlığını muhtelif büyüklükte odalardan oluşan bu yapının alt katında, kuzey tarafında yer alan ve iki plastr ile bunların arasındaki iki taş oyuğa oturan kemerlerin desteklediği ahşap bir tavanla örtülü olduğu tahmin edilen, büyük bir dikdörtgen hacim ile bunun batısında ve yüksek duvarın kenarında küçük bir kapı ile girilen iki pencereli küçük bir oda dikkati çekmektedir. Geç devirlere kadar kullanıldığı, hatta zamanla batı duvarının dışa doğru meyillenerek yıkılmaya yüz tuttuğu anlaşılan bu yapıyı desteklemek için, bugün de görülen payandalı yüksek istinat duvarı inşa edilmiştir. I. Derece Sit Alanı içinde bulunmaktadır.

     

    Tescilli Sivil Mimari Örnekleri:

    Osmanlı Kalesi’nin içindeki bölgede, Kale surlarından söküldüğü anlaşılan taşlarla yapılmış, yaklaşık 100 senelik olduğu tahmin edilen 27 adet konutun hepsi tescil edilmiştir. Bu evlerden iki tanesi boşaltılmış ve harap durumda olup, geri kalanları bölge halkı tarafından kullanılmaktadır.

     

    Nemrut Dağı ve Kalderası:

    Nemrut Dağı’nın % 60’ ı Ahlat İlçe sınırları dahilindedir. Bu bölge Doğal Sit alanı ilan edilmiştir. Bu alan dahilinde doğal ve turistik değerlerin korunması ve yaz ve kış turizmini geliştirme amacıyla kayak tesisleri, gezi alanlarının yapılması Ahlat’ın kalkınması bakımından büyük katkı sağlayacaktır.

     

    Ahlat’ta turizm Potansiyeli

    Turizm sektörü, dünyada hızlı gelişen ve büyüyen önemli ekonomik getirileri olan bir sektör olmasına rağmen, İlçemiz Ahlat coğrafi özelliğinin de göz önünde bulundurularak içerisinde barındırdığı, tarihi kültürel ve doğal güzelliklerine rağmen bu sektörden gelir elde edememiştir.

      İlçemiz, doğal zenginlikleri bitki ve hayvan türleri bakımından küçük bir kıta özeliği gösteren, bir dünya mirası olarak nitelendirebileceğimiz kültürel ve tarihi değerleri bünyesinde barındıran ülkemizin nadide ilçelerinden biri olan Ahlat sahip olduğu doğal, tarihi ve sosyo-kültürel arz kaynakları ile önemli turizm potansiyeline sahip bir ilçedir. Geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış günümüzde ise ekonomik anlamda geri kalmış bir ilçe olarak niteleyebileceğimiz Bitlis ili Ahlat ilçesi için sahip olduğu turistik arz kaynaklarının verimli şekilde değerlendirilerek turistlerin kullanımına sunulması ve turizm faaliyetlerinin geliştirilmesi ilçe ekonomisine olumlu katkılar sağlayacaktır.

    Turizmde farklı destinasyonlara olan ilginin hızla arttığı günümüzde artık turistler deniz kum güneş turizminden daha farklı alanlara yönelmeye başladı. Tarih ve kültür turizminin ve alternatif turizm türlerinin ilgi odağı olduğu Ahlat sahip olduğu değerlerin bilinçli yatırımcılarca değerlendirilmesiyle turizmde markalaşan yerlerden birisi olabilir.

    İlçemiz sahip olduğu tarihi mirasın yanında eşsiz güzellikteki Nemrut Kalderasının büyüleyiciliği, her sabah güneşi heybetle selamlayan Selçuklu mezar taşlarının gizemliliği, yöreye özgü yemeklerin enfes tadı, yerli halkın sosyo-kültürel özellikleri ile her açıdan turistik çekiciliğe sahip bir destinasyondur.

                Anadolu’daki keşfedilmemiş destinasyonlardan biri olan geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Ahlat; inanç turizmi, termal turizm, kış ve dağ turizmi, av turizmi ve alternatif turizm çeşitleri için zengin bir potansiyel mevcuttur. Sahip olunan bunca değere rağmen Ahlat’ın turizmde markalaşmamış olması bir kayıp olarak nitelendirilebilir. Turizmde farklı destinasyonlar aranırken, alternatif turizm türlerine, eko turizme ve doğu turlarına talep artarken Ahlat sektördeki tüm bu değişmeler doğrultusunda turizmin bölgelere sağladığı imkanlardan hak ettiği payı alabilir. Yörede başlatılacak turizm hareketleri iyi planlanır ve yönetilirse önemli ekonomik yararlar sağlayacaktır.

                 Çevreyi korumacı faaliyetler yalnızca turizm faaliyetleriyle sınırlandırılamayacak kadar geniş kapsamlıdır. Turizmde büyük bir çekicilik unsuru olan doğal ve kültürel kaynaklar, bizim değil bize geçmişten mirastır. Bize düşen görev bu kaynakları kullanarak en yüksek kazancı sağlamak değil kaynakları en verimli şekilde kullanarak ve koruyarak yok olmamalarını sağlamak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.

    Turizmden gelir elde edemeyen ilçemizin, Sayın Cumhur Başkanımızın Ahlat’ı himayesine almaları, Kültür ve Turizim Bakanlığının özel çalışmalrıda eklenirse lçemizin turizm potansiyelinina tması ile birlikte, turimden gelir elde edileside kançınılmaz olacaktır.

    Belediyemiz, tarih ve kültür kenti olan ilçemizde halkın refah seviyesini yükseltmek amacıyla bir yandan borç kamburu ile uğraşırken, öte yandan halkın yaşanabilir bir kent anlayışını kıt imkanlarla sürdürme çabası sarf etmektedir.

     

    © Ahlat Belediyesi 2017
    E-Bülten Aboneliği